Kendi Köklerine Yabancılaşan Müfredat: Hayy’ın Bilgeliği Dururken Robinson’ın Tüfeği ile vurulduk
21 Eylül 2026, Pazartesi 16:30Yeni Aksaray Gazetemizde Osmanlı Sanayileşme Trenini Neden Kaçırdı başlıklı yazımda Osmanlının değerleri uğruna mücadele ederek gerilerken batının sömürerek gelişip kalkındığını işlemiştim. Aklıma ortaokul yıllarında bize okumamız için tavsiye edilen Daniel Defoe’nin RobinsonCrusoe ile geçenlerde okuduğum Endülüslü filozof hekim IbnTufeyl’inHayy Bin Yakzan’nı karşılaştırmak geldi. Osmanlıyı Hayy’ın bilgeliği ile Batıyı Robinson’un köleleştirme metaforu üzerinden karşılaştırmak güzel bir örnek teşkil ediyor diye düşünüyorum.
İnsanlık tarihinin en büyüleyici kurgusal mekânı, şüphesiz ki etrafı uçsuz bucaksız denizlerle çevrili o "ıssız ada"dır. Meseleyi bu ıssız ada dan dersler çıkartacak şekilde ele alalım.Bu adalar toplumdan, yasalardan, geleneklerden uzak bir insan hikâyesini barındıran ve yüzyıllardır medeniyet aynasında kim olduğumuzu yüzümüze vuran mekânlardır adeta. Ancak edebiyat ve düşünce tarihi açısından bu adanın iki farklı sakini vardır: Biri 12. yüzyıl Endülüs’ünden yola çıkan Hayy bin Yakzân, diğeri ise 18. yüzyıl İngiltere’sinden kıyıya vuran RobinsonCrusoe.
Daniel Defoe’nun 1719 yılında yayımladığı meşhur eseriRobinsonCrusoe’yu yazarken, İslam felsefesinin Endülüslü temsilcisi bilge hekimİbnTufeyl’inbatı dünyasını etkileyeneseri Hayy Bin Yakzan’ınLatince tercümelerinden esinlendiği bugün su götürmez bir gerçektir. İbnTufeyl, hem İbnSînâ’dan hem de İmam Gazzâlî’den çok derin düzeyde etkilenmiş ve bu iki dev düşünürün fikirlerini kendi felsefi sisteminde sentezlemişve İbnRüşd ü Endülüs hükümdarına önermiş bir hekim filozoftur.DainelDefoe ile İbnTufeylarasındaki bu edebi etkileşim, sadece bir kurgu transferi değil; Doğu ile Batı’nın insana, doğaya ve evrene bakışındaki derin kültürel kırılmanın da en somut vesikasıdır.
İşte tam bu noktada, kendi entelektüel coğrafyamıza dair can yakıcı bir paradoks ve derin bir eğitimde yabancılaşma metaforu karşımıza çıkar. Bugün bizim eğitim sistemimizden geçen hemen her öğrenci RobinsonCrusoe’yu bilir; okullarda bu kitap hararetle önerilir, özetleri çıkarılır, sınavlara konu edilir. Ancak ne acıdır ki aynı eğitim sistemi bize kendi değerlerimizden filizlenen, üstelik Robinson'ın da fikir babası olan Hayy bin Yakzân’ı öğretmez.Bizler, burnumuzun dibindeki bilge filozofun adasını görmezden gelip, okyanusun ötesindeki sömürgeci İngiliz denizcinin adasına sığınmayı bir maharet saydık.
Kültürel sonuçları açısından bakıldığında bu iki eser, iki farklı medeniyet tasavvurunun manifestosu gibidir. İbnTufeyl’inHayy’ı, adada hiçbir insan eli değmeden, tamamen doğayı gözlemleyerek ve kendi aklını kullanarak Yaratıcı’yı ve evrenin sırlarını bulur. Hayy için ada bir hapishane değil, bilginin, aydınlanmanın ve mistik bir huşunun mabedidir. O, doğaya hükmetmeye çalışmaz; bir ceylanın anneliğinde sevgiyi, bir hayvanın ölümünde ruhu keşfeder. Doğayla bütünleşir, onun bir parçası olur. Kültürel olarak Hayy, Doğu’nun "kendini bilme" ve "evrenle barış içinde yaşama" felsefesinin zirvesidir.
Buna karşın Daniel Defoe’nun elinde ada, bambaşka bir kültürel kodla yeniden inşa edilir. Kıyıya vuran Robinson, Batı dünyasının yükselen aydınlanmacı, rasyonalist ve en önemlisi "sömürgeci" insan tipinin prototipidir. Robinson adaya düşer düşmez takvim tutar, mürekkebini ve barutunu korur, kendine korunaklı bir kale inşa eder ve adayı mülkleştirir. Doğayı anlamaya değil, onu kendi konforu için dönüştürmeye ve ona diz çöktürmeye odaklanır. Bu açıdan baktığımızda eğitimimizin bizi ısrarla Robinson ile tanıştırma gayreti de tesadüf değildir; çünkü modern eğitim sistemleri insanı evrenin bir parçası kılmayı değil, onu piyasanın ve maddi dünyanın hırslı birer "üretici/tüketicisi" yapmayı hedefler.
Bu kültürel genetiğin ve eğitimdeki yabancılaşmanın en çarpıcı sonucu, iki karakterin adaya sonradan gelen "öteki" ile kurduğu ilişkide gizlidir. Hayy bin Yakzân, adaya gelen Asâl ile karşılaştığında, dilleri farklı olsa da ortak aklın ve hakikatin dilinde buluşurlar, aralarında tam bir entelektüel eşitlik vardır. Robinson ise yerli bir kabileden kurtardığı adama ilk iş olarak kendi dilinde "Cuma" adını verir, ona efendisi olduğunu öğretir ve eline silah vererek onu hizmetkârı yapar. ‘Biri dostluk ve hakikat ortaklığı doğururken, diğeri efendi-köle ilişkisi inşa eder’.
Hayy yerine Robinsonsunan eğitim anlayışımız Bizlerinyıllardır doğayı kolonileştiren, çevresini tahrip eden ve her şeyi mülk edinmeye çalışan birer kurgusal "Robinson" lar olarak büyümemiz için alan açtı.
Oysa İbnTufeyl’in yüzyıllar öncesinden bizlere şu mesajı veriyorİnsanın medeniyeti ve huzuru, doğaya hükmettiği tüfeğinde değil; evrenle kurduğu o derin, akılcı ve barışçıl bağda saklıdır. Kendimize ve dünyaya daha fazla yabancılaşmamak için, müfredatların gölgesinde unutturulan Hayy’ın bilgeliğini yeniden hatırlamak ve hak ettiği kürsüyü iade etmek zorundayız.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.