Aksaray
02 Ekim, 2026, Cuma

DAVA ADAMLIĞI MI, MAĞDURİYET TİCARETİ Mİ?

01 Ekim 2026, Perşembe 16:50

“Dava, geçmişi pazarlamak değil; bedelini ahlakla taşımaktır.”

Bazı kavramların ağırlığı vardır.

Her isteyen o kavramları kendi hikâyesine ekleyemez.

“Taş Medrese” dersiniz, bir bedelden söz ediyorsunuzdur. “Yusufiye” dersiniz, inanç uğruna çekilen çileyi, sabrı ve fedakârlığı hatırlatıyorsunuzdur.

Peki her cezaevine giren “Yusufiyeli” midir?

Elbette değil.

Bir insanın cezaevinde yatmış olması, tek başına onun bir fikir veya dava uğruna bedel ödediğini göstermez. Adli bir meseleyle siyasi veya fikrî mücadeleyi birbirine karıştırırsanız, önce hakikate, sonra gerçekten bedel ödemiş insanlara haksızlık edersiniz.

Asıl mesele de burada başlıyor.

İnsan geçmişini anlatabilir. Hatıralarını yazabilir. Kitap da yayımlayabilir. Bunların hiçbirine itirazımız yok.

Ama hatıra başka şeydir, geçmişten kahramanlık üretmek başka şey.

Kitabın kalınlığı insanın fikrî ağırlığını göstermez. Yaşanmış birkaç hadiseyi sürekli büyütmek, her olayın merkezine kendini yerleştirmek ve okuyucunun duygularına seslenerek itibar kazanmaya çalışmak da ortaya ciddi bir fikir eseri koymaya yetmez.

O zaman birkaç basit soru sormak gerekir:

Hayatınız boyunca hangi emeği ortaya koydunuz?

Mesleğiniz nedir?

Alın terinizle ne ürettiniz?

Anlattığınız hadiselerin hangileri belgeyle doğrulanabiliyor?

Ve belki en önemlisi:

Kendi anlattığınız hikâyeyi bir kenara bıraktığımızda geriye ne kalıyor?

İşte ölçü budur.

Çünkü insan kendi hayat hikâyesinin hem yazarı hem kahramanı olunca, gerçekle efsane arasındaki sınır kolayca bulanıklaşabiliyor.

Oysa gerçek mücadele insanın kendisini sürekli anlatmasını gerektirmez.

Gerçekten bedel ödemiş insanların çoğu, çektikleri acıyı ömür boyu tahsil edilecek bir senet gibi toplumun önüne koymaz.

Bir başka yanlış da başkalarını küçülterek kendini büyütmeye çalışmaktır.

Kendisinden farklı düşünen yazara saldırmak, dürüstçe soru soran insanı karalamak, eleştirene cevap vermek yerine onun şahsiyetini tartışmaya açmak fikir mücadelesi değildir.

 Fikre fikirle cevap verilir.

Belgeniz varsa ortaya koyarsınız.

Eseriniz varsa gösterirsiniz.

Emeğiniz varsa zaten konuşur.

Bunların yerine sürekli mağduriyet hikâyeleri, büyük kahramanlık anlatıları ve başkalarını itibarsızlaştırma çabası geliyorsa orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü hiçbir insan kendi kendisine kahramanlık madalyası takamaz.

Kahramanlığı insanın kendisi değil, yaptıkları ve geride bıraktıkları anlatır.

Taş Medrese de Yusufiye de hafife alınacak kavramlar değildir.

Gerçekten bedel ödeyenlere saygının gereği, bu kavramları kişisel şöhretin, maddi beklentilerin veya duygu sömürüsünün aracına dönüştürmemektir.

Son sözümüz de açık olsun:

Geçmişiniz size saygı kazandırabilir, fakat dokunulmazlık kazandırmaz.

Çektiğiniz çile değerli olabilir, fakat sizi eleştiriden muaf tutmaz.

Ve en önemlisi:

Bir davanın büyüklüğü, onu anlatırken kendinizi ne kadar büyüttüğünüzle değil; o dava uğruna ne kadar dürüst, tutarlı ve ahlaklı yaşayabildiğinizle ölçülür.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.