SABANCI
Aksaray
25 Mayıs, 2026, Pazartesi

DİJİTAL ESARET

25 Mayıs 2026, Pazartesi 16:11

İnternet bize bir özgürlük vaadiyle sunuldu.

Bilgiye sınırsız erişim, küresel iletişim, bireysel güçlenme…

Peki bugün neredeyiz? Ekranlara kilitlenmiş, yönlendirilen, bağımlı ve giderek iradesizleşen bir toplumla karşı karşıyayız. 

Sosyal medya artık bir araç değil, doğrudan bir tahakküm mekanizmasıdır.

Çocuklar ve gençler bu sistemin en savunmasız hedefleri hâline gelmiş durumda.

Saatlerce ekran başında geçirilen zaman, yalnızca bir alışkanlık değil; açık bir bağımlılıktır.

Ve bu bağımlılık, bireyi düşünmeyen, sorgulamayan, tüketen bir varlığa dönüştürmektedir. 

Küresel teknoloji şirketleri her geçen gün servetlerine servet katarken, bu düzenin gerçek bedelini toplumlar ödüyor.

İnsanların dikkati, verileri ve hatta psikolojileri metalaştırılmış durumda.

Daha vahimi, bu sömürü düzeni “normal” kabul ediliyor. 

Eğitimin dijitalleşmesiyle birlikte tablo daha da karanlık bir hâl aldı.

Artık yalnızca eğlence değil, öğrenme süreçleri de aynı sistemin kontrolüne girdi.

Çocuklar bilgiye ulaşmıyor; algoritmaların seçtiği içeriklere maruz bırakılıyor.

Bu, eğitim değil, yönlendirmedir. 

Denetim mi?

Neredeyse yok.

Yaş sınırlamaları kâğıt üzerinde var, uygulamada yok.

Şiddet, istismar, yozlaşma içeren içerikler çocukların önüne hiçbir filtre olmadan düşüyor.

Oyunlar ve içerikler üzerinden şiddetin sıradanlaştırıldığı, hatta özendirildiği bir çağdayız.

Bu durumun suça ve intihara kadar uzanan sonuçları artık inkâr edilemez. 

Devletler ise çoğu zaman bu tabloyu seyretmekle yetiniyor.

Büyük şirketlerden alınan vergilerle övünülürken, toplumun ahlaki ve psikolojik çöküşü görmezden geliniyor.

Oysa mesele ekonomik değil, doğrudan insan meselesidir. 

Televizyon ve dijital platformlar da bu çürümenin taşıyıcısı hâline gelmiş durumda.

Mafya, uyuşturucu, şiddet ve yoz ilişkiler…

Bunlar artık eleştirilmek için değil, pazarlanmak için üretiliyor.

Üstelik bu içerikler yalnızca yerel değil, küresel ölçekte dolaşıma sokuluyor.

Kültür ihracı adı altında, bir yozlaşma ihraç ediliyor. 

Ve en tehlikelisi şu: Bu gidişat sıradanlaştırılıyor. 

Artık açıkça konuşmak gerekiyor.

Bu bir ilerleme değil; kontrolsüz bir çözülmedir.

Bu bir özgürlük değil; dijital bir esarettir. 

Ya toplum olarak sınır çizeceğiz, ya da sınırları bizim yerimize algoritmalar belirlemeye devam edecek.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.