Aksaray
14 Ağustos, 2026, Cuma

Fotoğraf Karesindeki Referans

14 Ağustos 2026, Cuma 16:13

​Değerli okurlarım;

​Sizlerin de şahit olduğu, bilhassa sosyal medyayı elinden düşürmeyenlerin yakından fark edeceği üzere, artık her gün ekranlarda, haber bültenlerinde ve köşelerde aynı manzarayı görüyoruz. İnsanın kendi gücünü ve kapasitesini hiç tartmadan en üst makamları hayal etmesi, hayatın en tuhaf ama bir o kadar da yaygın hallerinden biridir. Devasa işlere soyunmak, büyük sistemleri omuzlamak bir yana; küçük bir ilçede bile her derneğin, cemiyetin ya da platformun tek "başkanı" olmak isteyenleri görürsünüz. Bu sadece sıradan bir kariyer hırsı değil; çok derinden gelen, doymak bilmeyen bir "beni de görün" arzusudur.

​Büyük kitleler üzerinde etki bırakamayacağını içten içe bilen insan, alanı küçültür. Küçültür ki o daracık sahnede tek söz sahibi kendisi olsun. Kartvizitinde cafcaflı unvanlar yazsın yeter. Aslında arkasında ne gerçek bir karşılık ne de elle tutulur bir başarı vardır. Liyakat ve donanımın yerini, tabelalara kazınmış o sözcükler alır. Çünkü amaç iş yapmak değil, unvanın arkasına saklanarak varlığını kanıtlamaktır.

​Bu tip karakterlerin en konforlu taktiği ise rüzgârın yönüne göre pozisyon almaktır. Halkın yararına güzel ve faydalı bir iş ortaya çıktığında, zerre payları olmasa bile onu ilk sahiplenen her zaman onlardır. Ancak işler ters gidip de yanlış bir icraat yapıldığında hemen ortadan kaybolurlar. Ardından da "Biz uyarmıştık zaten, bizi dinlemediler" diyerek usta bir manevrayla kendi öngörülerini öne sürerler. Başarıda en önde görünmek, sorumlulukta ise buharlaşmak onların değişmez karakteridir.

​Hatta bazen, bu trajikomik tabloyu fiziksel düzeyde, yani bir açılışta veya toplantıda dahi çıplak gözle görürsünüz. Esas işi yapan, alın teri döken insanlar arka planda kalırken; o "tabela başkanı", fotoğraf karesine girebilmek için sanki bir mıknatıs tarafından çekiliyormuş gibi protokole doğru süzülür. Objektifin tam merkezine yerleşmek, en azından bir "kare"de o heyetin parçası gibi görünmek için attığı o mahir adımlar, aslında içinde bulunduğu boşluğun en dışa vurumcu halidir. O karenin içine girmekle, o işin bir parçası olacağını sanır.

​Peki, bu insanlar ne düşünmektedir? Her gün yerel basında ve sosyal medyada boy göstererek, halkın sokakta yürürken durup "Aa bakın, her yerde bu isim var, ne kadar çalışkan; haydi onu sistemin en tepe noktasına taşıyalım" diyeceğini mi sanırlar? Söz konusu kitlenin bu denli temelsiz bir özgüveni ve irrasyonel beklentiyi geçmişteki hangi toplumsal emsalden referans aldığı tam bir sosyolojik muammadır. Fakat maalesef tam olarak bunu umarlar. Protokolle birkaç kare fotoğraf vermenin kendilerini o protokolün asıl unsuru yapacağına inanır, medyada sürekli adının geçmesinin otomatik olarak itibara dönüşeceğini zannederler. Oysa mesele yetki sahibi olmak veya ekranları işgal etmek değil; altına imza atılan somut ve gerçek eserlerin var olmasıdır.

​Toplumsal akıl çok berraktır ve bu yapay görünürlük çabalarını alt metninden hemen okur. Halk, bu aşırı öne çıkma isteğini bir liderlik emaresi olarak değil, derin bir tatminsizlik olarak görür ve bu manzarayı manidar bir tebessümle izler. Fakat o "büyük makam" hayalleri kuranlar, kendi çevrelerinde kurdukları küçük yankı odasında, bu sessizliği ve tahammülü "alkış" zannetmeye devam ederler.

​Asıl mesele şudur: Gürültüyle, tabelalarla kazanılan o küçük tahtlar, ilk rüzgârda yıkılıp gitmeye mahkûmdur. Önemli olan bir yapının tabelasına adını yazdırıp "başkan" olmak değil; o makamın altını liyakatli ve sahici bir duruşla doldurabilmektir. Gerisi, rüzgâr dindiğinde uçup giden birer gölgeden ibarettir.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.