Gazzâlî'nin Aksaray'daki Torunları ve Nedensellik ve Metafizik Açısından Gazzali Felsefesi -3-
21 Ağustos 2026, Cuma 16:22Gazzalinin ‘Bilimi engelledi’ şeklinde suçlanmasının ana nedeni Gazzali’nin Aristo felsefesinin sebep-sonuç ilişkisindeki zorunluluk ilkesine karşı aldığı tavırdır. Nitekim modern bilim ve özellikle kuantum fizik zorunluluk ilkesinin geçersizliğini ortaya koymuş ve Bilimsel gelişmeler Aristo’nun değil Gazzâlî'nin görüşlerini haklı çıkartmıştır.
Metafizik alanında Gazzâlî'nin getirdiği bir diğer eleştiri, ‘filozofların âlemin kadim ve sonsuz olduğu yönündeki görüşüne’ yöneliktir. Gazzâlî, ‘âlemin sonradan yaratıldığını ve bir sonu olduğunu’ savunur. İbn-i Sînâ ise Aristo felsefesine olan sadakati nedeniyle, ‘sebep-sonuç ilişkisindeki zorunluluk ilkesi doğrultusunda âlemin yoktan var edilemeyeceği’ görüşünü desteklemektedir ve bunun için Sudur Teorisi'ni geliştirir. Bu teori, ‘âlemin Tanrı'dan taşması esasına dayanır ve âlemi başlangıcı olmayan kadim bir varlık’ olarak sunar; teoride Tanrı'yı önceleyen ve taşmayı sonralayan bir yaklaşım söz konusu olsa da taşma tanrısal olduğu için âlemin varlığı kadim kabul edilir. Aslında Sudur Teorisi, halk tarafından anlaşılması oldukça güç bir teoridir.
Gazzâlî, filozofların bu yaklaşımını sert biçimde eleştirir ve özetle şunu söyler: ‘Eğer bir tanrının kendi iradesi olmadan kendinden bir taşma meydana geliyorsa, o tanrının tanrılığı tartışılır’ der. Gazzâlî'ye göre ‘Allah, evreni kendi iradesiyle sonradan yaratmıştır ve bir sonu vardır’. Nitekim günümüzde Dr. Hubble nın geliştirdiği ve hala kabul gören Büyük Patlama (Big Bang) teorisi, Gazzâlî'nin evrenin sonradan yaratıldığı tezini desteklemektedir.
Filozofların "Tanrı tümeli bilir, tikeli bilmez’ anlayışına karşı Gazzâlî, ‘Allah'ın tümel’ide tikel’ide bilen, insanda bilgi yaratan irade sahibi bir tanrı olduğunu’ ortaya koyar. Kısacası Filozofları hem Sudur Teorisi hem de Tanrının tikelleri bilmez yaklaşımı pasif ve iradesiz bir tanrı anlayışını savunurken Gazzali bunların İslamiyet ile örtüşmeyceğini vurgular ve karşı çıkar. Sözün kısası Filozoflar İslam’a felsefe açısından bakarken, Gazzali Felsefeye İslam açısından bakmıştır.
Gazzâlî'nin 1000 Yıllık Devlet Geleneğimizdeki Tarihsel Rolü
Türklerin İslam'a toplu geçişinden bir asır sonra, Büyük Selçuklu dönemi 1000 yıllık Türk-İslam devlet geleneğimizin başlangıcını oluşturur, Büyük Selçuklu Devleti döneminde İslam dünyası yıkıcı bâtıni hareketinin yoğun saldırıları ile yüz yüze gelmiştir. Sultan Alpaslan ve oğlu Sultan Melikşah ile Bilge Vezir Nizam ül Mülk ile sahada bâtıniler ile mücadele ederken ilmi sahada Gazzali entelektüel yaklaşımı ve eserleriyle sistematik bir mücadeleye girmiş ve bâtıni düşünceyi çürüterek ehlisünnet itikadını yeniden ayağa kaldırmıştır. Eğer Büyük Selçuklular döneminde bâtınilere karşı o mücadele başarılı olmamış olsa idi, bugün ehlisünnet itikadından bahsetmiyor olabilirdik. Gazzali bu bağlamda 1000 yıllık Türk-İslam devletinin kurumsal alt yapısını oluşturan Müslüman toplumun inanç ve itikadını koruyan entelektüel mimarıdır.
Gazzali felsefesinin bir şahsa veya bir zümreye ait olmadığını ve kelam ilmi ile benzerlikler taşıdığının farkındadır ve felsefeye karşı özü itibariyle bir tavır almamıştır. Ancak Aristo felsefesine sadakatleri nedeniyle İslam Filozoflarının ve takipçilerinin İslam’a zarar verdiğini düşündüğü konularda İslam'ın amentüsünü koruma çabası göstermiştir.
Gazzâlî ile İbn-i Sînâ arasında kozmoloji, nedensellik ve metafizik konusunda farklı yaklaşımlar bulunsa da, İbn-i Sînâ, Farabi ve İbn-i Rüşd, İslam dünyasına tabiat bilimleri, mantık, tıp, müzik ve matematik gibi alanlarda İslam Dünyasına çok büyük katkılar sağlamış bilim öncüleridir.
Sonuç
Son yüz yıldır Ernest Renan ile başlayan ve ülkemizde de ‘Geri Kalmışlık Paradigması’ ile yetişen bir nesil türedi. Bunlardan bazıları Geri Kalmışlığın faturasını doğrudan İslam'a kesmekten kaçınmazken, inançlı kesimlerden bazıları ise faturayı 915 yıl önce vefat etmiş olan İmam Gazzâlî'yi çıkartmaya çalışmaktadır. Ankara Üniversitesi Felsefe Profesörü ve ‘Üç Tehafüt Bakımından Felsefe ve Din Münasebetleri’ adlı doktora tezinin sahibi olan Merhum Prof. Dr. Mübahat Türker Küyel, geri kalmışlık konusunda Gazzali nin suçlanması ile ilgili kişilerin okumadan araştırmadan ön yargı ile hareket ettiklerini söyler. Prof Küyel bir Farabi uzmanıdır ve Üç Tehafüt Bakımından Felsefe ve Din Münasebetleri adlı doktora tezi Tehafüt çalışmalarının temel referans kitabı haline gelmiştir.
Gazzâlî'nin eserlerinin büyük bir kısmı günümüzde tercüme edilerek dünya literatürüne kazandırılmakta ve üzerlerinde yoğun akademik çalışmalar yapılmaktadır. Eserlerinin gün yüzüne çıkması ve bu alanda yapılan sağlıklı akademik çalışmalar, Gazzâlî'ye yöneltilen bu suçlamaların ne kadar yersiz olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu yazının amacı, Gazzâlî'ye atfedilen "bilimi ve özgür düşünceyi engelledi" şeklindeki yaklaşımlara açıklık getirmek ve Aksaray'daki torunlarında genetik miraslarına sahip çıkmak bağlamında bir aidiyet duygusu yaratmaktır.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.