ATATÜRK’ÜN VEFATI -2-
11 Kasım 2025, Salı 06:39Karnından su alınırken ölüm ihtimalini düşünen Atatürk, vasiyetnamesini hazırlayarak resmi işlemlerini yaptırdı. Bir yandan da hükümetin yeni programının esaslarını ve önemli noktalarını Başbakandan dinleyerek görüşlerini bildiriyordu. Atatürk bu görüşmenin sonunda Başbakana dünyanın büyük bir buhrana doğru gitmekte olduğunu ve bunun karşısında alınacak tedbirleri işaret ederek hükümetin bu yönde dikkatini çekiyordu.
17 Ekim gecesi ilk komasına giren Atatürk gözlerini açtığı gün yine Başbakanı çağırarak onunla ülke işlerini görüştü. Ayrıca Ankara’ya giderek Cumhuriyet Bayramında bulunma isteğini bildirdi. Tribüne bir asansörle çıkacak, oradan milletin bayramını kutlayacaktı. Terzisi karın şişliğine göre frakını hazırlamıştı.
Başbakan o yılın Cumhuriyet Bayramını Atatürk’ün Türk ordusuna gönderdiği eşsiz ve değişmez mesajla açtı. Cumhuriyet Bayramının şenlikleriyle heyecanlanan Atatürk o gece ikinci komasına girdi.
10 Kasım sabahı büyük devlet adamı, kahraman ve milletin sevgilisi Atatürk vazifesini fazlasıyla yapmış insanların bahtiyarlığı içerisinde ebedi hayata irtihal etti.
Atatürk’ü hasta olmasına rağmen ülke ve dünya sorunlarıyla bu kadar fazla ve çok yakından ilgilendiren nedenler ne idi? Neden kesin istirahat gerekirken bunu hiçbir zaman gerçekleştirmeyi düşünmedi. Neden tedavisine öncelik ve ağırlık vermedi?
Çünkü Atatürk’ün kendi hastalığıyla geçirecek vakti yoktu. O dünyayı saracak büyük bir savaşın yaklaşmakta olduğunu görmüştü. Bunun Türkiye’yi de etkileyeceğini biliyordu. Bu etkinin Türkiye’ye zarar vermeden hatta yararlar sağlayacak boyutlara ulaşması için gayret sarf ediyordu. İşte Hatay meselesindeki tavrı bunun ispatıydı.
Hem yabancı diplomatlarla görüşerek Türkiye’nin nerede ve nasıl yer alacağını tespite çalışıyor hem de hükümetin alacağı tedbirleri belirliyordu.
Ayrıca gerek Donanma Komutanıyla ve gerekse Genelkurmay Başkanıyla görüşmeleri askeri açıdan da hazırlıkların tamamlanması gerekliliğini gösteriyordu.
Cumhuriyet Bayramı’na verdiği önem ve törenlere katılmak istemesi Yüce Önderini aralarında görmek isteyen halka moral vermek, Cumhuriyete bağlılığın önemini vurgulamak, dost düşman herkese kararlılığımızı ve tek yumruk olduğumuzu göstermek içindi.
Son nefesine kadar, esaretten kurtardığı millet, işgâlden kurtardığı vatan ve insanca çağdaş bir devlet olarak yaşamanın bir göstergesi olarak kurduğu Cumhuriyet için çalıştı.
Atatürk kısa hayatına bütün bunları karizmatik liderliği ile dehasını birleştirerek sığdırdı. Atatürk’ün bu başarısını dahiliğine bağlayan, büyük eğitimci ve Atatürk inkılâplarının önemli savunucularından İsmail Hakkı Baltacıoğlu “Deha Nedir?” adlı yazısında özetle dehayı şöyle açıklıyor:
“I. Deha büyük bir sempati kudretidir. Dahi; seven, duyan, mevzu olan tabiat, insan, cemiyet ile bir ve bütün olan insandır.
Atatürk de böyledir. Onun bütün öbür büyük eserlerine başlangıç olan ilk büyük eseri; Türk milletinin yaşama kabiliyetini sezmiş olmasıdır.
II. Deha büyük bir düşünme kudretidir. Dahi bir konuya ilgi gösterdiğinde onu bütün duygunluğu ile anlamakta kalmaz, bütün hareket değişme ve oluş imkanlarıyla da kavrar. Onun gözünde ilgilenmediği konu, olmuş bitmiş bir şey değil, yepyeni imkanların yepyeni yaratmaların hazinesidir. Atatürk için Türk milleti, işte böyle bir imkan hazinesi ve kaynağıdır. Atatürk bütün sözlerinde Türk milletinden mutlak ve sonsuz bir vatandan bahseder gibi bahsediyordu.
III. Deha sentez kudretidir. Dahiler; maddeleri, hayat ve duyguları birbiriyle uyuşturarak, kaynaştırarak yepyeni, orijinal, canlı ve eşsiz sentezler yaparlar. Atatürk’ün eline gelen Türkiye, İmparatorluğun iflâs ettirdiği eski Türkiye idi. Atatürk bu Türkiye’yi yeni baştan kompoze ederek onu en güzel sanat eseri, canlı, kuvvetli, cazip, güzel bir konu haline getirdi. Hiç bir tarih ve hiçbir millet “Atatürk Türkiye’si” kadar bir bütün düşünen, duyan ve işleyen bir insan topluluğu görmemiştir. Atatürk bu sentezin yaratıcısıdır.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.