Gazzâlî’nin Ateşi, Heisenberg’in Belirsizliği: 900 Yıllık Kuantum Randevusu
30 Ağustos 2026, Pazar 14:59Hayal edin: Elinizde bir çakmak ve bir parça pamuk var. Çakmağı çakıp alevi pamuğa yaklaştırırsanız ne olur? ‘Tabiki pamuk yanar, bundan daha doğal ne olabilir ki!’ dersiniz. Haklısınız. Peki size, bundan tam 900 yıl önce yaşamış bir düşünürün, ‘Ateşin pamuğu yakması kesin bir zorunluluk değildir, biz sadece iki olayın peş peşe gelmesine alışmışız’ dediğini söylesem?
Muhtemelen birçoğumuz bu iddiaya bıyık altından güler, bilimin ve mantığın çiğnendiğini düşünürüz. Nitekim o dönemde yaşayan pek çok felsefeci de aynen böyle düşünmüş ve bu iddiayı ortaya atan İmam Gazzâlî’yi sertçe eleştirmişti.
Ancak sıkı durun; Gazzâlî’ninTehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) kitabının ‘17. Mesele’ sinde yazdığı bu çılgın fikir, 20. yüzyılda insanlığın gördüğü en büyük bilimsel devrimin, yani Kuantum Fiziği'nin kapısını aralayacaktı.
EVREN BİR SAAT GİBİ Mİ ÇALIŞIYOR?
Yüzyıllar boyunca filozoflar ve bilim adamları evreni devasa, tıkır tıkır işleyen kurmalı bir saate benzetti. Bu klasik fizik anlayışına (determinizm) göre evrende ‘Rastlantı’ diye bir şey yoktu ve yani Einstein’ın ironisi ile ‘Tanrı Zar Atmaz’ dı. Eğer elinizde yeterli veri varsa, geçmişi ve geleceği %100 kesinlikle hesaplayabilirdiniz. Bilardo ıstakasıyla topa belirli bir açıyla vurursanız, topun nereye gideceği matematiksel olarak kesindi. ‘A nedeni varsa, B sonucu zorunlu olarak doğardı.’
İşte Gazzâlî, daha 11. yüzyılda bu sarsılmaz sanılan saate yumruğu vurdu. Ateş ve pamuk örneğinde, bizim aslında ‘zorunlu birneden-sonuç’ ilişkisini görmediğimizi, sadece iki olayın kronolojik olarak arka arkaya gelmesine şahit olduğumuzu söyledi. Bizim ‘doğa yasası’ dediğimiz şey, Gazzâlî’ye göre doğanın kendi içindeki bir güç değil, sadece bir ‘alışkanlık’ (Âdetullah) idi. Rejisör sahneyi her an değiştirebilirdi ve bizim kesin gözüyle baktığımız o kurallar aslında esnekti.
Gazzâlî bu fikriyle bilimi bitirmekle ve çöpten bir tesadüfler yığınına çevirmekle suçlandı. Ta ki bilim insanları kafayı mikroskoba gömüp atomun kalbine bakana kadar...
ATOM ALTI DÜNYANIN ÇILGIN KURALLARI
1920'lerde NielsBohr ve WernerHeisenberg gibi dahi fizikçiler atomun derinliklerine indiklerinde şoke oldular. Çünkü bizim makro dünyada tıkır tıkır işleyen kurallar, atom altında tamamen geçersizdi.
Heisenberg’in ünlü Belirsizlik İlkesi şunu kanıtladı: Bir parçacığın nerede olduğunu ve nereye doğru gittiğini aynı anda asla %100 kesinlikle bilemeyiz. Kuantum dünyasında katı nedensellikkurallar (‘A varsa B kesinlikle olur’) gitmiş, yerine olasılıklar gelmişti.
900 YILLIK RANDEVU
Şimdi taşları yerine oturtalım:
Modern kuantum fiziği bize evrenin en temel yapı taşlarının katı ve zorunlu kurallarla çalışmadığını, aslında bir ‘ihtimaller denizi’ olduğunu söylüyor. Tıpkı Gazzâlî’nin, ateşin pamuğu yakmasının mantıksal bir zorunluluk değil, sadece çok yüksek bir ihtimal ve gözlemlerin sürekliliğinin olduğunu söylemesi gibi!
Gazzâlî, maddelerin kendi başlarına hiçbir gücü olmadığını, arkalarında her an kararlar alan dışsal bir irade olduğunu savunuyordu. Kuantum mekaniği de evrenin biz gözlem yapana kadar belirsiz bir potansiyel olarak beklediğini, gerçekliğin dışarıdan bir müdahaleyle (gözlemciyle) şekillendiğini söylüyor.
Elbette Gazzâlî bir laboratuvara girip parçacık hızlandırmadı. Amacı fizik yapmak değil, inandığı yaratıcı Allah’ın gücünün evrendeki mutlak özgürlüğünü kanıtlamaktı. Kuantum fizikçileri ise tamamen maddeyi anlama merakıyla yola çıktılar.
Niyetler farklı, yollar ayrıydı ama varılan istasyon büyüleyici bir şekilde aynı oldu: Bu evren, bizim zannettiğimiz kadar katı, mekanik ve sıkıcı bir hapishane değil. Arkasında devasa bir olasılıklar ve esneklikler barındıran gizemli bir matris.
900 yıl önce Bağdat'ta bir masada kaleme alınan o ‘pamuk ve ateş hikâyesi’, bugün dünyanın en gelişmiş fizik laboratuvarlarında matematiksel denklemlerle bize fısıldamaya devam ediyor. Gördüklerine çok güvenme, hiçbir şey göründüğü kadar zorunlu değil!
SONUÇ OLARAK
Kutsal kitaplar ve bilimsel araştırmaların değil bir inanç sisteminin temelini oluştururlar ve din sorgulamayı ve bilimsel çalışmalarla bilgi edinilmesini sınırlandırmaz. Din ve bilimimin bazı noktalarda uzlaşması din açısından bir kazanç olmadığı gibi bilim açısından da bir zafiyet oluşturmaz. Entelektüel birikimi olmayan bazı din adamlarının sözlerini ön plana çıkartarak İslamı kısıtlayıcı bir unsur olarak görmek ön yargılı bir yaklaşım olur. Yazımızı Gazzali’nin şu iki sözü ile bağlayalım;
‘Bilgi bilinene bağlıdır, bilinen değişirse bilgide değişir, bilgi değişince bilenin durumuda değişir’
‘Kurtuluş ancak bağımsız düşüncededir. …Bağımsız düşünceye ulaşmak için sorgulama vazgeçilmez bir yöntemdir’


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.