Aksaray
24 Ağustos, 2026, Pazartesi

ÖLÜMDEN KORKAN, SAVAŞAMAZ

24 Ağustos 2026, Pazartesi 16:45

İsmet Paşa geceleri geç saatte gelerek, hazırlanan cephe emir taslağını gösterip Başkomutan'ın onayını alıyordu.Bu gece yarısı da geldi. Emir taslağını Başkomutan'ın masasına bıraktı. Oturdu. Yorgun ve her gerçekçi komutan gibi kaygılıydı. Yunan birlikleri taarruz mesafesine yaklaşmış ve savaş düzeni almışlardı.  "Yarın düğün başlıyor" dedi.

Cephe emrinde bütün birliklerin bulundukları mevzileri kesin olarak savunmaları isteniyordu.

Başkomutan cephe emrini dikkatle okudu. Yüz çizgileri emri okudukça keskinleşip derinleşiyordu. M. Kemal Paşa'yı izleyen Halide Edip Adıvar o gece, anıları için şu notu alacaktı:

"Zaferden emin, aksi çıkarsa bütün arkadaşlarıyla birlikte ölmeye hazır."

Bu saatlerde Türk ileri güvenlik birlikleri ile Yunan keşif birlikleri arasında yer yer, küçük, kısa çatışmalar oluyordu. Aydınlatma fişekleri ortalığı gündüze çeviriyor, iki yanı da sürpriz baskınlardan koruyordu. Sinirler gerilmişti.

İki ordu da heyecandan uyuyamıyordu.23 Ağustos 1921 salı günü Sakarya Savaşı başladı.

Yunan Savaş  Bakanı İngiliz Ateşesi ile telefonda görüştü. Birkaç nezaket sözcüğünden sonra, "Bu sabah savaş başladı dedi, "..her şey çok iyi gidiyor. Olumsuz hiçbir haber yok. Randevu istiyormuşsunuz. Biz 5 Eylülde Ankara'da olacağız. O gün sizi Ankara'da bekleyeceğim. Birlikte hakiki Türk kahvesi içeriz. Olur mu?"

Gür bir kahkaha patlattı.

İngiliz Başbakan Mr. LLOYD GEORGE'un tamda birkaç ay önce söylediği gibi olmuştu:

"...Majestelerinin hükümeti olarak ne yapmamız bekleniyordu?

Türk milliyetçilerini uzlaşmaya zorlamak için Anadolu'nun derinliklerine İngiliz askerleri mi yollayacaktık?

Bu imkânsız bir şey!

Tek çare var: Yunanlılarla Türkleri sonuna kadar vuruşturmak. Savaşın bir meziyeti de şudur: Taraflara, gerçeğe saygıda bulunmayı öğretir.

Oysa iyi gitmeyen birçok şey vardı. Sözgelimi Yunan ikmal kolları Türk  süvarileri tarafından  vurulmaya başlanmıştı.

Silah, cephane, ilaç, giyecek, yiyecek ve içecek taşıyan ikmal kamyonları Eskişehir'den Sivrihisar'a, oradan da Fettahoğlu köprüsüne geliyor, köprüden güneye geçip Uzunbey Köyü'ne ulaşıyor, malzeme Uzunbey'e yığılıyordu. Kolordular ihtiyaçlarını kamyonlarla Uzunbey'den almaktaydılar.

Savaş alanından keşif gezisi esnasında M.Kemal Paşa atından düşmüştü. Acı çekiyordu. Doktor; "Bir ya da iki kaburga kemiğinin kırıldığını sanıyorum. Biri ciğerini tahriş ediyor. Sesi kısılmaya başladı. " dedi.

Dr. Adnan Adıvar, Dr. Refik Saydam, Dr. Şemsettin Bey, Dr. Murat Cankat  ayaktaydılar.

Dr. Kemal Bey, "Paşam.." dedi saygıyla, "..yatarak, az hareket ederek dinlenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde kaburgadaki kırık, ciğeri tahriş eder ve başımıza çok iş açar. Velhasıl cepheye dönmeniz mümkün değil. Yoksa.."

Sözünü tamamlamak için yumuşak bir sözcük aradı, bulamadı: " Ölürsünüz."

Öteki doktorlar başlarını sallayarak Dr. Kemal Bey'i onayladılar.

Mustafa Kemal Paşa Çankaya'ya döndü.

Dr. Kemal Bey Başkomutan'ın yatıp dinlenmediğini ve karargaha gittiğini öğrenince Alagöz'e gelmişti. Muayene etti. Değişen bir şey yoktu. Zor nefes alma ve ses kısıklığı ilk günkü gibiydi. Bandı yenilerken çıkıştı:

"Ama Paşam, siz hareket ettiğiniz sürece ne bu kırık iyileşir, ne de ciğerdeki tahriş."

Paşa, "Haklısın ama.." dedi, "..düşman bütün hıncı ile üstümüze gelirken, benim yatmam olur mu? Şu sargıyı da biraz gevşek sarki rahat hareket edebileyim. Bugün ve yarın en zor iki günümüz. Belki cepheye inmem gerekebilir."

Dr. Kemal, Dr. Murat ve Salih Bozok, umutsuzca bakıştılar. Paşanın doktor tavsiyelerini dinlemeye niyeti yoktu. Türk'ün ölüm kalım savaşında  canını bile vermeye hazırdı.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.