Aksaray
08 Mart, 2026, Pazar

ADALETLE HÜKMETMEK

05 Mart 2026, Perşembe 16:27

"..Niçin ayaklandınız Sait Efendi?"

"Dini hükümler tatbik edilmez oldu. Ondan."

"Buna nasıl hükmettin? Herkes ibadetinde serbest değil mi?"

"Serbest."

"Camiler açık değil mi?"

"Açık."

"Beş vakit ezan okunmuyor mu?"

"Okunuyor"

"Namaz kılmak, Kuran okumak yasak mı?"

"Hayır."

"Öyleyse?"

"Ne bileyim, halifelik kaldırıldı, medreseler kapatıldı. Gazetelerde türlü türlü yazılar çıkıyordu. Ahlak bozulmuş, kadınlar açılmış. Bir milletvekilinin Meclis'te yaptığı konuşmayı okuduk. O da söylüyordu. Bunlara üzülüyorduk."

"Senden başka din alimi yok mu memlekette?"

"Çok var."

"Öyleyse sen niye öne düştün?"

"Aklımızın kıtlığından."

"Müslüman Müslümanı öldürmesi günah değil midir?"

"Günahtır."

"Sizin kadar, bizim kadar imanlı askerlere niye ateş ettiniz öyleyse?"

Şeyh Sait önüne baktı.

"Bacanağına göre,

'Bir Türkü öldürmek yetmiş gâvuru öldürmekten daha üstündür' demişsin.

Bunun dinle ilgisi ne?"

Şeyh Sait yine önüne baktı.

"Düşman Müslümanların ocaklarını söndürürken, niye yardıma koşmadın da şimdi silaha sarıldın?"

"O zaman perişandık. Muhacirdik."

"Şeyh Şerif Efendiye yazdığın mektupta bak ne diyorsun:

'Kimsenin hayat ve malını düşünme. Biz mahvolduktan sonra, başkalarının hayat ve malından bize ne fayda? Nefis başkalarından önce gelir.'

Bu ne demek Şeyh Efendi?

Sustu.

"Diyarbakır'ı ele geçirmeyi niye o kadar istedin?"

"Takdir-i ilahi bizi bu yana getirdi."

"Diyarbakır'ı alınca ne yapacaktın?"

"Din meselesini hükümete yazacak ve şeriat isteyecektim"

"Hükümet müracaatınızı kabul etmeseydi ne yapacaktınız?"

"O zaman günah boynumuzdan kalkardı. Evimize gider otururduk."

"Sen isyan edip de yağmalayarak, yıkarak, kan dökerek Diyarbakır'a yürürken hükümet bir şey yapmadan, senin müracaatını mı bekleyecekti? Üzerine asker yollamayacak mıydı? Diyarbakır'ı sana teslim mi edecekti? Bunu düşünmediniz mi? Bu cüreti size veren ne idi?"

Şeyh Sait, "Bu kadar askeri süratle sevk edeceklerini zannetmiyorduk" dedi.

"Sonra mı anladınız?"

Uzun bir sessizlikten sonra

"Şimdi anladım" dedi.

"Bu işin yürümeyeceği besbelli iken boş yere binlerce insanın kanına girdiniz."

"Pişmanım."

"Bu kadar kan döktükten sonra pişmanlık olur mu?"

"Bilmem. O kadar düşünmedim."

Şeyh Sait,  Savcı Süreyya Bey ile duruşma dışı konuşurken şöyle diyecekti:

"Ben devletten adalet istemiyorum. Merhamet, atıfet ve af istiyorum. Adalet tatbik edilirse benim halim nice olur?"

"Döktüğünüz kanların, söndürdüğünüz ocakların cezasını adalet sehpasında hayatınızla ödeyerek hesap vereceksiniz. İşte Cumhuriyetin sert fakat adil kanunlarının hükmü budur. Mahkûmları götürünüz!.."

İdam kararları o gece yarısı yerine getirildi...

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.