Aksaray
09 Temmuz, 2026, Perşembe

KAPIMDAN GEÇEN SON AĞABEY “KIBRIS GAZİSİ GURBETÇİ İLYAS ÇAL AĞABEYİN ARDINDAN”

09 Temmuz 2026, Perşembe 16:01

O gün kapı çaldığında akşam yeni çökmüştü. Antwerp’in sessizliği evin içine kadar sızmış, insanın içini memleket hasretiyle dolduran o tanıdık boşluk yine kendini hissettirmişti.

Kapıyı açtım. 

İlyas ağabeydi. 

Elinde bir poşet…

Yüzünde o her zamanki ağır ama sıcak gülümseme. 

“Selamünaleyküm,” dedi.

“Memleket kokusu getirdim sana.” 

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Gözüm poşete takıldı. İçinden çıkanlar sadece yiyecek değildi; topraktı, kokuydu, hatıraydı. 

“Türkiye’ye gidemedin diye…” dedi, içeri girerken,

“dedim ki, biz gidemiyorsak memleket bize gelsin.” 

Masaya oturduk. Poşetten çıkardığı her şeyi tek tek anlattı.

“Bunu annenin oralardan aldım… Bunu kardeşinden… Bunu da çarşıdan.” 

Sonra bir an sustu, gözlerime baktı. 

“Kardeşini gördüm,” dedi.

“İyiler. Seni sordular.” 

İçimde bir şey titredi. Sanki aramızdaki mesafe bir anlığına kapanmıştı. 

“Ne dediler?” diye sordum, sesim fark etmeden incelmişti. 

Gülümsedi.

“Seninle gurur duyuyorlar,” dedi.

“Yazdıklarını, düşündüklerini anlattım… ‘Bizim Ahmet boş durmaz’ dedim.” 

Başımı eğdim. Ne diyeceğimi bilemedim. 

Çay koydum. Oturduk. 

Sohbet ilerledikçe konu memlekete, tarihe, insana geldi. Her zamanki gibi… Ama bu sefer farklıydı. Sanki aynı yerden bakıyorduk. 

“Bak,” dedi bir ara,

“insan dediğin kökünü unutmayacak. Gurbet adamı değiştirir ama bozmaz…

Bozarsa zaten o adam değildi.” 

“Doğru,” dedim.

“Ama bazen insan ikiye bölünüyor ağabey… Ne tam buradasın ne orada.” 

Başını salladı. 

“İşte orada belli olur kim olduğun,” dedi.

“Sen unutmazsan, seni hiçbir yer kaybettirmez.” 

Sonra durdu. Bana dikkatle baktı. 

“Yazmaya devam et,” dedi.

“Sen doğru yoldasın. Herkes söylemez bunu ama ben söylerim. Adam olana adam denir.” 

O an içimde bir sıcaklık yayıldı. Onun takdiri, herhangi bir övgü değildi. Yaşanmışlığın içinden gelen bir ağırlığı vardı. 

Saat ilerledi. Gece derinleşti. 

Kapıya kadar uğurladım. 

Tam çıkarken döndü, omzuma hafifçe vurdu. 

“Biz aynı toprağın adamıyız,” dedi.

“Unutma.” 

“Unutmam ağabey,” dedim. 

Gitti. 

Aradan zaman geçti. 

Ve ben bir gün Noord’da, onun artık olmadığını öğrendim. 

Elimde ne getirdiği yiyecekler vardı ne de o akşamın sıcaklığı… Ama sesi hâlâ kulaklarımdaydı. 

“Sen doğru yoldasın…” 

O an anladım…

Bazı insanlar sadece misafir olmaz bir evde.

Bir iz bırakır.

Bir söz bırakır.

Bir yol bırakır. 

İlyas ağabey öyle yaptı. 

Şimdi uzaklarda. 

Ama benim evimde hâlâ bir köşede oturuyor gibi. 

Ve ben hâlâ aynı cümleyi fısıldıyorum: 

“Ruhun şad olsun ağabey…

Emanetlerin emanetimizdir.”

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.