Aksaray
15 Haziran, 2026, Pazartesi

Nezaketin Bedeli

15 Haziran 2026, Pazartesi 16:25

Değerli okurlarım,

Zor bir duruma düştüğünüzde ümitle çaldığınız kapılarda, insafa sığınarak çözüm aradığınız o anı düşünün. Sabırla, elinizdeki evraklarla derdinizi anlattığınızda; aslında halledilmesi oldukça kolay olan o meselenin, görünmez ve sağır bir duvara çarpıp nasıl tuzla buz olduğunu hissediyorsunuz, değil mi?

Süslü kelimelerle empatiden, birbirimizi anlamanın yüceliğinden bahsetmek kolay. Ancak içine hapsolduğumuz o yorucu gerçekle artık yüzleşmek zorundayız: Ortada çözülmeyecek bir kriz, aşılmayacak bir dağ yoktur. Kanun müsaittir, vicdan elverişlidir, imkân vardır. Fakat nedense o sorunu aşmak için atılması gereken o basit adım bir türlü atılmaz. İletişim dediğimiz şey, maalesef iki kalp arasındaki naif bir köprü olmaktan çıkmış; statünün, etiketlerin ve bürokratik ağırlıkların çarpıştığı bir güç imtihanına dönüşmüştür.

Bugün vicdanımıza baka baka sormamız gereken asıl soru şudur: Mevcut işleyişte, göz önündeki en makul seçeneğin bile uygulanması için sadece haklı olmak yetmiyor mu? İlla kalın bir cüzdana, ağır bir unvana ya da çekinilen bir sosyal statüye mi sahip olmak gerekiyor?

İşin en yalın, en can yakıcı hali şudur: Koridorlarda yankılanan sesinizin gücünü artık haklılığınız değil, sosyo-ekonomik kudretiniz veya karşınızdakiler üzerinde ne kadar baskın olduğunuz belirliyor. Küçük bir inisiyatifle aşılabilecek hayati dertleriniz; sırf siz kurallara riayet eden, sıradan bir vatandaş olduğunuz için prosedürlerin soğuk yüzüne çarpıyor ve standart ret cevaplarıyla rafa kaldırılıyor.

Fakat meselenin çok daha üzücü, toplumun ruhunu yaralayan bir boyutu var: Nezaket zafiyet sayılıyor, kuralları zorlamak ve ses yükseltmek ise "iş bitiricilik" adıyla itibar görüyor!

Süregelen bu yorucu döngüye bir bakın: Tek derdi üretmek, üretime katkı sağlamak, bu esnada emeğiyle kazanmak olan ve her adımında liyakatli bir duruş sergileyen o vatandaş aylarca oyalanıyor, en sonunda soyut gerekçelerle reddediliyor.

"Nasıl olsa sesi çıkmaz, efendi insandır, o beklesin" düşüncesiyle, tüm mağduriyetlerin hoşgörü sahiplerinin omuzlarına yüklendiği bu yaklaşım, vicdani bir sarsıntıdır.

Değerli okurlarım, haklının, mağdurun, ihtiyaç sahibinin kısık sesinin gürültüde boğulduğu, çözümü belli olan dertlerin bürokratik bir soğuklukla görmezden gelindiği hiçbir yerde adalet terazisi huzurla tartmaz. Dinlenilmek, ciddiye alınmak ve hak edilen sonuca kavuşmak kimsenin lütfu değil, her insanın en temel hakkıdır.

Gerçek bir toplumsal huzur; sabrıyla ve nezaketiyle hakkını arayan sıradan insanın o derin iç çekişine samimiyetle kulak verildiği gün sağlanacaktır.

Aksi takdirde dert edinmek kürsülerde satılan ucuz bir masal, hak aramak ise çıkışı olduğu halde adeta kilit vurulmuş sağır bir labirent olarak kalacaktır.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.