Aksaray
20 Mayıs, 2026, Çarşamba

İÇİMİZİ KEMİREN KURTLAR

19 Mayıs 2026, Salı 16:23

Hüsnü  Bey 1917-1922 yıllarında Manisa mutasarrıfıdır (Valisidir). İzmir işgal edildiğinde, bir alay Yunan askeri Manisa’ya girer ve katliama başlar.  Şehirde bulunan cephanelikten 48 bin tüfek, 88 top ve bütün cephaneye el koyduğunda Hüsnü Bey, devletin bütün resmi evrakını da Yunan Alayına teslim etmiştir. Türk halkına tam üç yıl, üç ay, on gün kan kusturduktan sonra Manisa’yı yakan işgal ordusu ile birlikte kaçacaktır.

İşgal güçleri bozguna uğramış, perişan durumdaki Yunan askerleri yakıp yıkarak, katledip, tecavüz ederek geri çekilmektedirler. Türk ordusu altı günde Turgutlu’ya kadar gelir. Buradan 5. Kolordu Komutanı Fahrettin Altay Paşa Gördes, Demirci, Akhisar yörelerini katliamlardan kurtararak, düşman ordusunun artıklarını temizleyecektir. Bu arada Manisa’ya giriş gecikeceğinden Fahrettin Altay Paşa, Süvari Yüzbaşısı Hüsnü Bey’i çağırır ve bir öncü süvari birliği ile Gediz sol sahil hattını izleyerek Akpınar üzerinden Manisa’nın üzerine yürümesini, durumun acil olduğunu, çünkü düşmanın Manisa’da bir katliam yapabileceğini bildirir.

08 Eylül’de küçük bir süvari birliği, Yüzbaşı Hüsnü Bey komutasında Manisa’ya doğru yola çıkar. Halide Edip’in anlatımıyla bu esnada Manisa ateşler içinde yanmaktadır.

Yunan devriyelerinin sokak başlarını tutarak bütün güçleriyle saldırmalarına rağmen yanan evlerinden çıkan halk, şehrin dışına çıkmaya çalışmaktadır.

Yunan işgal güçleri komutanı General Bagorci, halkın evlerinden çıkmalarını bir emirle yasaklamış, çıkanları “vurun” emri vermiştir. Yangınlar esnasında vurulanların, hatta yanan evlerin içlerine atılanların sayısı hiç de az değildir.

 Bir gün içinde Manisa’da 3500 kişi diri diri yakılarak, 1500’e yakın kişi de vurularak şehit edilir.

Panik içinde dağ ve ovalara kaçanların bir kısmı da Rum çetelerine yakalanıp yok edilir. Manisa’da yığılmış olan Yunan Ordusu, Sipil Dağı’na çıkmış olan Manisa halkını da yok etmek için Doğu’da Alaybey Deresi, Batı’da Çaybaşı Deresi yönünden bir taarruz hareketine başlamışlar, neredeyse Manisalıların tamamının sığınmış olduğu Sipil Dağı’nda kitlesel bir soykırım başlatmışlardır.

Gediz Irmağı’nın karşı sahilinde 5. Kolordu Komutanı Fahreddin Altay Paşa, 1. Süvari Tümen Komutanı Mürsel Paşa, Tugay Komutanı Cemil Bey kuvvetleri Gediz Irmağı’nı aşmaya çalışırlarken, Manisa’nın Doğusundan Akpınar üzerinden ansızın çıkan Yüzbaşı Hüsnü Bey komutasındaki süvari birliği Manisa’nın Doğu mahallesine girer ve  karşı ateşe başlar.

Bunun üzerine işgal kuvvetleri paniğe kapılarak Sipil Dağı’nı kuşatma hareketinden vazgeçerek, Batı’ya, İzmir’e doğru geri çekilmeye başlarlar.

Bu sırada Fahreddin Altay Bey kuvvetleri de Gediz’i aşmış ve Manisa bu katılımla tamamen düşmandan temizlenmiştir.

 Manisa Valisi Hüsnü Bey ve sülalesi daha yirmi yıl önce  Girit’ten kovulmuşlar ve Manisa’ya gelerek yerleşmişlerdir.

Bu işbirlikçi Vali, şimdi kaçan Yunan birlikleriyle birlikte İzmir yollarındadır.

Yunan askerlerine sahip çıkmış, onlara panik yapmamalarını öğütlemektedir.

Ayrıca Türk Ordusu'nun Manisa’dan geri döneceğini umut ederek, Yunan Ordusu'nun Manisa’da mevzi alması için işgal güçleri komutanı General Bogorci’ye akıl vermekte ;

“Ellerinde çok sayıda Manisalı Türk esir olursa o durumda Türk ordusunun şehre giremeyeceğini...” salık vermektedir.

08 Eylül günü Kuvây-ı Milliye milisleri de kenar mahallelere sızmışlardı.

Talih adeta tersine dönmüştü.  Üç yıl önce Türkler akın akın Doğu’ya göç ediyordu. Şimdi ise bu göç tersine işliyordu.

Köylerden, kasabalardan yerli Rum halkı, üzümleri, tütünleri sergilerde bırakarak İzmir’e doğru kaçıyorlardı.

Rum halkı Sabuncubeli üzerinden İzmir’e ulaşmaya çalışıyordu. Yunan subayları ve seçkinler ise aileleriyle birlikte trenlerle İzmir’e taşınıyordu.  Manisa Mutasarrıfı Hüsnü Bey ise kendi ahfadı için özel bir vagon hazırlatmıştı. Yunan askerleriyle birlikte onca katliamın ve yangınların içinde soygunlar yapıyor, iz bırakmamak için hükümet binasını bile yakıyor, topladığı ganimetleri Yunan subaylarıyla birlikte özel vagonuna taşıtıyordu. Manisa Mutasarrıfı kendi şehrini soymuş, büyük bir servetle trene binmiş, Türk ordusu Manisa’ya girerken küçük bir zaman farkıyla şehri terk ederek Türk ordusunun elinden kaçmıştı.

Trende Akhisar’dan kaçan işgalci artıkları ile yanlarında getirdikleri 15 kişilik bir Akhisarlı Türk rehine grubu da vardır. 

Yunan işgal güçleri Akhisar’ı yakmamak için kasabanın ileri gelenlerinden 15 kişiyi rehin istemişler, onlar da gönüllü olarak rehine olmuşlardır. 08 Eylül gecesi İzmir’e gelen hain Hüsnü, Çeşme’ye geçer

 oradan da Sakız Adası’na geçeceklerdir.

Yanlarında Akhisarlı rehinelerde vardır.

13 Eylül günü Yunan askerleri Akhisar’dan getirdikleri on beş gönüllü rehineyi öldürmeye başlamışlardır.

Hain Hüsnü Sakız’dan Pirayus’a, oradan da Elefsis’e geçmiş, çok zengin bir adam olarak Elefsis’e yerleşmiştir.  Manisa'dan getirdiği Rum bir  ailenin kızı  ile evlenmiş, Aya Triyada Kilisesi’nin papazı tarafından vaftiz edilerek Hırıstiyan olmuş ve adını Hüsnüyadis olarak değiştirmiştir.

Hain Hüsnüyadis (1864-1937) milli mücadelede tescilli bir vatan haini, yunan işbirlikçisi olarak pek çok masum Türkün ölümünün baş sorumlusudur.

Yunanistan'a kaçmış, Hristiyan olmuş, 1937 yılında öldüğünde Hristiyan mezarlığına gömülmüştür.

Oğlu Vasili'   " Babam, ne Müslüman, ne Hiristiyan, ne Türk, ne Yunan idi. Böyle baba mı olur..." diyerek babası hakkında düşüncelerini  açıklamıştır.

1930'da  Menemen isyanında Asteğmen Kubilayı ve 2 bekçiyi şehit eden gericilerin lideri Giritli Derviş Mehmet, Hüsnüyadisin yakın akrabasıdır. O hain bu kalkışmaya Yunanistan'dan destek vermiş, işbirliği yapmıştır.

Mezarının başında haçı kırık bir mezar taşı vardır.  Mezar taşına gelip geçenler yunanca "Palio Turko" yani, Serseri Türk yazmışlardır.

Bu hainler ne yazık ki her devirde vardı.  Biz ibret almayı bilmedik. Aynı oyunlara kaç kez geldik. Tarihimizi hiç  okumadık. Hainleri görmemezlikten geldik.  Krndi evlatlarımıza sahip çıkmadık. Hatta atamıza bile sahip çıkmayı bilemedik. Böyle devam edersek hep hainler kazanacak! Dün Hüsnü, bugün Fetö, Apo. Yarın kim bilir kimler!?

Bilge Kağan'ın Orhun Yazıtları'nda geçen ve "Ey Türk! Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir?  Titre ve kendine dön!" şeklindeki ünlü hitabı ile sizlere sesleniyorum. Kendinize dönme vakti gelmedi mi?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.